Vahyi muhatap alarak doğru yoldan hidayeti bulabileceğimizi bilmeliyiz. Rabbimiz daim kılsın inşallah. CİN 2: “O Kur’an, hidayete erdiriyor. Biz de ona iman ettik. Rabb’imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız”. 13-Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik (Ve enna semi’na-l-= gerçekten biz dinlediğimiz zaman, huda= hidayet göstereni (kuranı), amenna bihi= ona iman ettik). Her kim O Rabb’ine iman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istila olunmak korkusu kalmaz. 14-Ve doğrusu bizler: Bizlerden Müslümanlar da var, bizlerden haksızlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.YASIN4-Bir dosdoğru yol üzerindesin. (ela= üzerinde, sıratin= bir yol, mustaqim= dosdoğru) 5-Güçlü ve çok merhametli Allah'ın indirdiği vahyi ile. (tenzile-l-= indirmesi, ‘azizi-r-= mutlak galip, rahim= çok esirgeyici) Dalâlete düşenler vahyi tanımazlar demiştik. Hidayet noktasındaki rehberi (peygamberi) tanırlar mı? Hayır. Tanımazlar.Hem vahiy hem peygamberler açısından dalâte düşüşü ele alırsak ; manzara şu olur: FURKAN 9-Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar. 17-Hele onları ve Allah' tan başka taptıkları şeyleri bir araya toplayıp: "Siz mi saptırdınız kullarımı, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" diyeceği gün, Peygamberi unutarak dalâlete düşmüşler.Hepsinin ortak özelliği birbirlerini suçlamaktır. 18-Onlar "Seni tenzih ederiz, Senden başka dostlar edinmemiz bize yakışmazdı; fakat Sen, onları ve atalarını zevke daldırdın ki, zikri (ni) unuttular (nesu-z- zikre= zikri unuttular) ve helaka giden bir topluluk oldular!" diyeceklerdir. 27: Hem o gün zalim, ellerini ısırarak, “Eyvah bana! Keşke Peygamberlerle birlikte yol tutaydım!” der. (ve yevme= o günde, ye’edduz zalimu= zalim ısırır, ela yedeyhi= ellerini, yequlu= der, yaleyteni= keşke ben, ettexeztu= edinse idim, maer resuli= peygamberlerle beraber, sebilen= bir yol)28: “Vay şu başıma gelene! Keşke filanı dost edinmeyeydim”. (yaveyleta= eyvah bana, leyteni= keşke ben, lem ettexiz= edinmeyeydim, fulenna= falancayı, xalilen= sevgili, dost) 29: And olsun gerçekten bana gelmişken, beni zikirden saptırdı. Şeytan, insanı yalnız bırakıp felakete sürükleyendir. (leqed= andolsun gerçekten, edallani= beni şaşırttı, saptırdı, eniz zikri= zikrden, be’de= sonra, iz= zaman, caani= bana geldiği, vekaneş şeytanu= şeytan oldu, lil insani= insan için, xazulen= yardımsız bırakan)30: Peygamber de: “Ey Rabb’im! Kavmim bu Kur’anı terk ettiler” demektedir. (ve qaler rasulu= peygamber dedi, ya rabbi= ey rabbim, inne qavmi= gerçekten kavmim, ettexezu= edindiler, hazal qurane= bu kuranı, mehcuren= terk edilmiş)
Hidayeti bir an için masa olarak düşünelim. Masanın üzerinde vahiy ( zikir, hidayet rehberi) var. Masanın bir köşesinde Allah’ın görevlendirdiği elçi duruyor. Masaya Allah’ ın kullarını çağıran. Ya masayı terk edeceğiz. Ya da masada kalacağız. İrade burada bize verilmiştir. Burada çok güzel bir şekilde masayı terk edenlerden bahsediyor. Onlar derler ki, FURKAN 42-"Sahi be! Az kalsın bizi tanrılarımızdan saptıracaktı, onlara tapmakta direnmemiş olsaydık!" diyorlar. Fakat ileride azabı görecekleri gün kimin yolunun daha sapık olduğunu bilecekler. Allah- ı Teala ise 43-Gördün mü o tanrısını canının istediği edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın? 44-Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini veya kavradıklarını mı sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibi, hatta gidişçe daha sapkındırlar. 56-Halbuki seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik 57-De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabb’ine doğru bir yol tutmak isteyen kimseler (olmanızı) istiyorum. Sonları budur. Masadan kalkmasalardı. ( dalâlete düşmeselerdi.) Salih kullardan eylenirler, hidayete erirlerdi.